İslamafobik bir propaganda olarak Prison Break 5. Sezon Değerlendirmesi

Kültür - Sanat, Sinema

Prison Break, yaynlandığı dönemde izlenme rekorları kıran, dünya birincisi bir diziydi.  2017’de tekrar yayınlanmaya başlayan dizinin dönüşü eski takipçilerinin hepsinde olduğu gibi bende de bir heyecan uyandırdı. Diziyi merakla bekledim. Yayınlandığında ise tamamını izledim. Dizinin senaryosu üzerinde çok konuşuldu. Ancak daha çok oyuncuların rolleri hakkında konuşuldu. Ancak müslüman ülkelerde de oldukça hayran kitlesi bulunan dizinin islami temalı 5. Sezonu vermek istediği mesajlar üzerinden de konuşulmalı. Dünya gündemi,Ortadoğuyu kasıp kavuran IŞİD faciası ve Batılının gözündeki İslam.. gibi yönleriyle de dikkate alınmalı. Taşıdığı misyon farkedilmeli.

Kahramanımız Micheal Scofield bu defa Yemen’de bir hapishane de Kaniel Outis adıyla ortaya çıkıyor. Dizide IŞİD(ISIS), ILİD şeklinde ele alınıyor. Micheal da bu örgütün ileri gelenlerinden biri. CIA’dan Amerikan dış politikalarından rahatsız,saplantılı bir manyak olan Jacob(Poseidon), Micheal’ın dehasını silah olarak kullanarak dış politikayı yönlendirmek ister. Bunun için kendi istediklerini yapmazsa Micheal’ın ailesine zarar vereceğini söyleyerek onu tehdit eder. Bu şekilde Micheal 7 yıl boyunca kendisine çalışır. Fakat Jacob’un CIA’dan bağımsız çalıştığını öğrenince dört yıl boyunca yeni bir plan kurmaya başlar. Nihayetinde kurduğu planın uygulanmasıyla beşinci sezondaki olaylar gerçekleşir.

Poseidon, Micheal’ı asıl görevi ILİD lideri Ebu Ramel’i hapisten çıkarmak için Yemen’de Ogygia hapishanesine yollamıştır.Sonra kendisine ihanet edip onu hapishaneye tıkmıştır. Micheal’ın yaşadığını düşünen abisi Lincoln Burrows, Fow River’den beraber kaçtıkları C-Note’tan yardım ister. C-Note artık müslüman olmuştur. Amerika’da bir islam merkezinde Cihad’ı doğru şekliyle uygulamaktadır, nefsiyle cihad etmektedir. İnsanlara, anti-islamic hareketlere karşı islamın barışçıl olduğunu anlatmak için çalışmaktadır. C-Note’un bağlantıları sayesinde Yemen’e gidecekler ve Micheal’ı kurtaracaklardır.

Du

Dizide iki tip müslüman algısı oluşturulmaktadır. Buna göre müslümanlar ikiye ayrılmaktadır. Ya Radikal İslam anlayışına sahip Radikal Müslümanlar ya da Ilımlı İslam anlayışına sahip Ilımlı Müslümanlar.Biri öcü olan, Batılı’nın İslamafobik korkularını besleyen, cihad adı altında kafa kesen, sivil öldüren,her türlü vahşeti Allah adına yapmaktan çekinmeyen bir Radikal İslam ve Radikal Müslüman tiplemesi. Bu tipi ILİD lideri Ebu Ramal ve lideri olduğu Hilafet Ordusu temsil ediyor. Radikal olanı temsil edenlerin ise genel olarak yerel arap kıyafetleri giymeleri buna karşın ‘doğru’,’iyi’ diye sunulan Ilımlı diyebileceğimiz İslam ve Müslüman tiplemesindekilerin ise bir batılı gibi giyinmeleri aynı zamanda bilinç altlara arap kültürü ile radikalizmi eşleştirerek arap karşıtlığını da pompalıyor. Ilımlı Müslüman C-Note bir batılı gibi giyiniyor.Dışarıdan bakıldığında müslüman olduğunun tek farkı ise başındaki takke. En sıcak çatışma anlarında bile takkesi başında…

 Radikal İslamı temsil edenler oldukça bağnaz bir şekilde Şeriatı savunuyorlar ve Şeriat getirmek için savaşıyorlar. Hakim oldukları bölgelerde, sivillere oldukça katı davranıyorlar ve sokaklarında idam sehpalarında sallanan cesetlerin bulunduğu vahşi bir dünya kurulmuş durumda.  Batının Liberal değerlerine düşman olan bu tipleme, Homofobik olarak sunuluyor. Homoseksüel olanın gözlerinin oyulup diri diri gömüldüğü bir dünya burası. Halbuki islamda bu şekilde bir had cezası yoktur. Objektif bir araştırmacının yaptığı ufak bir araştırmada Şeriat hukukundaki cezaların hiç birisinin ILİD’in infaz biçimleriyle örtüşmediği görülecektir. Yine ilginç şekilde Radikal olanların kendileri dışında bir dine mensup olanlara hayat hakkı tanımadıkları görülüyor dizide. Hapishanedeki hristiyanlar ILİD hakim olursa öldürülecekleri korkusunu yaşıyorlar. İslamda ve tarihinde hiçbir şekilde karşılığı olmayan bir yaklaşımla özdeşleştiriliyor Radikal İslam, ILİD’e göre tüm kafirlerin (gayri müslimlerin) öldürülmesi gerekiyor. ILİD militanları istediklerini yapıyorlar ve kimse onlara hesap sormuyor. Tarihsel bir olay olan cariyeliğe de vurgu yapılıyor ve ILİD’in kadınları Batılıların ifadesiyle sex işçisi olarak kullandıkları anlatılıyor. Radikal İslam anlatılırken kurgu olarak IŞİD’den (ISIS) esinlenildiği çok açık. ILİD olarak canlandırılan örgütün bayrağında, peygamberimizin mührü bulunan ve IŞİD’le özdeşleşen siyah sancak kullanılıyor. ILİD lideri Ebu Ramal ise IŞİD lideri Ebu Bekir Bağdadi’ye oldukça benzetilmiş.Aslında Radikal İslam algısıyla yapılmak istenen tahribat çok büyük. Kirletilen üç önemli kavram var. Bunlar Şeriat,Cihad,Hilafet. Bu ve benzeri yapımlarla Şeriat isteyen herkesin vahşi,kendinden olmayana ölümüne düşman,insanları ağır cezalarla cezalandıran,kadınları aşağılayan bir yönetim biçimi istediği mesajı veriliyor. Artık Hilafet ya da Halife denince ise akla uzun sakallı,siyah sarıklı,arap kıyafetleri içinde,elinde bıçak, kafa kesmeye hazırlanan, düşmanlarına ‘Bizler ölünce cennete sizin ölüleriniz ise cehenneme gidecek’ diye bağıran, etrafı ağzından çıkacak en ufak emre odaklanmış fanatiklerle dolu bir tipleme getirilmek hedefleniyor.

Halife Ebu Ramal, Micheal Scofield’in boğazına bıçağı dayamış.

Cihad ise kendisiyle sex işçisi(cariye) elde edilen,kafa kesilen, hiç bir savaş ahlakı tanımayan bir şiddet eylemi olarak lanse ediliyor.

Ilımlı Müslüman tiplemesi ile teşvik edilen ise Batının Liberal değerleriyle barışık aslında içi boşaltılmış bir İslam. Bu anlayışa sahip bir müslümanın bir Batılıdan tek farkı şekilsel bazı haramlar. Örneğin içki içmememek veya domuz eti yememek gibi. Dizide Sheba adlı bayan karakter üzerinden ise böyle bir mesaj veriliyor. Sheba sevgilisi Lincoln Burrows’un içki ısmarlama teklifine ben içemem ama ısmarlarım şeklinde cevap veriyor. Sevgilisiyle öpüşen,tesettürsüz ama içkide içmeyecek kadar dinine bağlı müslüman bir bayan Sheba. Önceden Irakta savaşmış,Sonra Fox River’den çıkmış olan C-Note üzerinden ise Cihad kavramı Batıya tehdit olmaktan çıkartılıyor. Kuranda kendisiyle 500den fazla yerde fiili cihattan bahsedilen bu kavramın aslında ruhunla,nefsinle mücadele olduğu mesajı veriliyor. Anlaşılan o ki bir Batılı gibi giyinen,Batılı gibi düşünen,Batıya tehdit oluşturmayan, dinin çeşitli şekilsel ritüellere indirgendiği bir anlayış Ilımlı İslam anlayışı. Batılının gözünde Makbul olan İslam bu.

Gözlerden kaçmaması gereken bir nokta ise diktatörlükle yönetilen, Batının kutsadığı Demokrasi,Eşitlik gibi değerlerden uzak Arap yönetimleri de Batının var olmasını istediği, onayladığı yönetim biçimleri. Bu mesaj Sheba gibi Ilımlı Müslüman tiplemesinin ülkesinin geleceği için çalışma hayallerinin aktarıldığı sahnelerde veriliyor. Yani diziyle Şeriatçı yönetimlerin sebep olabileceği karmaşa ve vahşete alternatif yönetim biçimlerinin Seküler olan yönetimler olduğu mesajı veriliyor. Bu sebeple birçok yerde Ebu Ramal ve adamlarının Şeriat getirmek için çalıştıkları vurgulanıyor.

Makbul müslüman tiplemesi, Shefa.

Diziyle verilmek istenen ve bence oluşturulmak istenen en vurucu algı ise  Müslüman’ın önünde sadece iki seçenek olmasıdır. Ya kafa kesen,şeriatçı Radikal bir İslam veya Batılı değerlerle barışık ve ona tehdit olmayan Ilımlı İslam. Bir üçüncüsü yok. Halbuki İslam dünyasının çoğunluğu ne Radikal ne Ilımlı diyebileceğimiz daha orta bir çizgide duruyor. Yani aslında biz ne Radikal ne de Ilımlı bir İslama inanıyoruz. Cihad’ın islam dünyasını işgal eden Batılı ve Amerikan emperyalistlerine karşı İslam’ın ve Müslümanların müdafaa edildiği, sivillere değil bize eli silah tutanlara karşı yürütülen bir direniş olduğunu biliyoruz. Hilafet tarihsel bir kurum ancak adının ister Hilafet olsun ister Demokrasi olsun isterse de başka bir şey olsun, kendisiyle Allah’ın Kuran’da ‘Vasat’,’karanlıklardan aydınlığa çıkaran’,’dosdoğru’ bir yol olarak nitelediği Şeriat’ın(İslam Hukukunun) tesis edildiği bir araç olarak görüyoruz.

Dizi aynı zamanda Radikal örgütlerin nasıl ele geçirildiği veya nasıl üretildiği konusunda da ibret verici bir niteliğe sahip. Micheal Scofield gibi ajanlar yeni isimlerle örgüte sokuluyor. Örgüt yönetiminin güvenini kazanıyor. Bir yandan da yöneticilerinin daha da marjinalleşmesini sağlayacak fikirler telkin ediliyor. Yapılacak marjinal terör eylemlerinin önü açılıyor. Nihayetinde yapılan sansasyonel bir eylemle nur topu gibi bir radikal islamcı örgüt daha dünyaya duyuruluyor. Ahmak örgüt üyeleri bu tür ses getiren eylemlerle ne kadar etkin operasyonel güce sahip olduklarıyla övünürken karşı taraf ise her türlü işgal ve algı operasyonu için bulunmaz bir fırsat elde ediyor. 11 Eylül saldırılarının nasıl yapılabildiğini sanıyorsunuz. Irak El-Kaide’sinin nasıl IŞİDE’e dönüştürüldüğü ve gittikçe daha radikal,vahşi bir o kadar da yaratıcı ses getiren eylemler yaptığını sanıyorsunuz.

Bir dönem dünya rekoru kıran Prison Break dizisinin neden yeniden tedavüle sokulduğu böylece anlaşılmış oluyor. Firavunun sihirbazı işlevini gören bu sezonla kitleler Batının İnsan haklarına duyarlı olduğu yalanına inandırılıyor. Amerika Irak’ta iki milyona yakın insan öldürüyor. Batı İslam dünyasını sömürüyor,işgal ediyor,talan ediyor,katlediyor,tecavüz ediyor,kitle imha silahları kullanıyor. Bir bombayla binlerce insan öldürüyor. Ama medya denilen modern sihir aracıyla elinde bıçak,dilinde tekbir ve önündeki esiri bir hayvan gibi boğazlayan barbarlığı insanlığın gözüne sokuyor.Hedef saptırıyor. Böylece İslam dünyasına neden müdahale etmesi gerektiği yönünde kendisine meşru bir zemin oluşturuyor. Irak’a Demokrasi götürmeye bahane oluştururken,Suriye’yi Radikal IŞİD teröründen kurtarıyor ve dünyaya kendisini bir aziz olarak sunuyor. Bir yandan islam coğrafyasının insani değerlerden ne kadar uzak olduğu mesajını verirken kendisini insan haklarının savunucusu olarak sunuyor. Öte yandan girdiği ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarını kendi ülkesine taşıyor. Hollywood yapımı dizi ve filmlerle de insanların zihinlerini kontrol altına almaya çalışıyor.

Prison Break dizisinin böyle kirli bir amaca yönelik tekrar yayına başladığı oldukça belli. Hollywood yıldızları bir yandan milyonlarca insana ulaşacak şöhrete kavuşurken öte yandan da böyle alçakça bir siyasi manipülasyonun aracı olduklarını biliyorlar mıdır acep? Hiç sanmam.

Medyanın bütün bir dünyayı yönlendirecek güçte olduğunu gösteriyor bu tarz yapımlar. Müslümanlar medyanın ne kadar büyük bir silah olduğunu anlamalılar. Müslüman alimler bin yıllık basit,gereksiz,tozlu raflarda kalmış fıkhi meselelerle oyalanmaktan vazgeçmeliler. Hayatın içinden güncel sorunlara cevap olacak yeni bir fıkha ihtiyaç var ve işe bir medya fıkhı oluşturmakla başlayabilirler mesela. Müslümanlar, Holywood’a rakip olacak alternatif bir sinema sektörü kurmak için çalışmalar yapmalı, projeler üretmeliler. Dijital teknolojilerin zirve yaptığı iletişim çağında hala çok gerilerden başlamak zorundayız. Ama yine de henüz çok geç değil…

Selam ve Dua ile.

Bir cevap yazın