Tasavvuf Dersleri

Şükür

Şükür lügatte iyiliği itiraf etmek anlamına gelir. Nankörlük anlamında şükrün zıddıdır. Istılahta ilahi nimetin tezahürlerinin fark edilmesi,nimetin Allah’tan geldiğinin bilinmesidir. Ancak şükre dair yapılan tüm tarifler şükrün bütün anlamlarını içine almamaktadır. Şükür ilim, hal ve amelden oluşmaktadır. İlim nimetin nimet olduğunu bilmektir. Hal, O’nun verdiği nimete sevinmektir. Amel ise nimet verenin istediği ve sevdiği şeyi yapmaktır. Bu üç açıdan şükrü ele alırsak onu tam olarak anlamışız demektir. Şimdi kısaca tarifimize geçelim.

İlk esas, ilimdir. Bundan kasıt, nimeti ve onun kişinin kendisi hakkında bir nimet olduğunu; nimet vereni ve nimet vermesini sağlayan sıfatlarını; nimet kendisine O’nun tarafından verildiğini bilmektir. Bu ilmin zirvesi, fiilerde ortaklığı kabul etmemek ve nimetin sadece nimet veren Allah’tan geldiğini bilerek vekili ve hazinedarı(aracılık edenleri) görmemeleridir.Çünkü yüce Allah iradesini ona yöneltmiş, sebepleri harekete geçirmiştir. Aradaki vesileler de sadece bir araçtır. İşlerin bu şekilde gerçekleştirğini bilirsen Allah’ı tanımış,fiilini bilmiş ve gerçek tevhit ehli olup O’na şükretmiş olur. İşte bundan dolayı Musa a.s. “İlahi,Adem’i ellerinle yarattın ve dilediğini yaptın. Sana nasıl şükretti?” diye sorunca Allah şöyle buyurdu: “Bunu benim yaptığımı bildi ve bu bilgisi şükür oldu.” Nimeti vereni bilmeyip şüpheye düşersen, ne nimete nede verilene sevinmiş olursun ve bu yüzden nimeti verenle değil başkasıyla sevinirsin.

İkinci esas, ilimden doğan Hal’dir. Bu, boyun eğip tevazu göstererek nimet verenle sevinmektir. Bu durum tıpkı bilginin tek başına şükür olması gibi bir şükürdür. Ancak tek şart nimete ve verilmesine değilde verene sevinmektir. Bunu bir örnekle anlatalım: Hükümdar bir sefere çıkmak isteyipte bir insana bir at ihsan etse, bu nimetin kendisine verildiği insanın şu üç yönden sevineceği düşünülebilir:

a-) Verilen nimete, at olması kendisinden istifade edilebilecek bir mal olması, amacına uygun bir binek olması vs sebeplerle sevinmek. Bu, hükümdar hakkında hiçbir şey bilmeyen, tek amacı ata sahip olmak olan adamın sevincidir. Atı çölde bulup almış olsaydı bunun kadar sevinirdi. Buna şükür denilmez. Çünkü bu  derece sahibinin gözü attadır ve sevinci onu verene değil ata yönelmiştir. Bu, zevk verici ve amaca uygun olması bakımından her nimete sevinen kişinin halidir ki şükür manasından uzaktır.

b-) Verilen nimete at olması yönünden değil, hükümdarın kendisini önemsediğini ve onunla ilgilendiğini göstermesi bakımından sevinmek. Öyle ki söz konusu atı başka birisi ona vermiş olsa ve çölde bulsa ata ihtiyacı olmadığından veya hükümdarın kalbinde yer bulma isteğinin yanında bunu küçük gördüğünden dolayı asla sevinmezdi. Bu dereceye nimet verene sevinmek bakımından şükür denilebilir.Ancak zatı yönünden değil gelecekte tekrar nimet vermeye onu teşvik eden ilgisini bilmek yönünden şükür denilebilir. Bu,cezalandırmasından korkup vereceği sevabı ümit ederek yüce Allah’a kulluk edip şükreden Salihlerin halidir. Şükür sevinmededir.

c-) Ata binerek hükümdara hizmet etmek için onunla birlikte yola çıkmaya sevinmek. Bu kişi hükümdara hizmet etmekle yakınlarından olma rütbesine ulaşmak ve vezirlik derecesine yükselmek için yolculuğun sıkıntılarına katlanır. Hükümdarın kalbinde yer etmekle ve onun kendisine gösterdiği ilginin bu kadar olmasıyla yetinmez. O , vezirlikle sadece vezir olmayı değil, hükümdarı her zaman görmeyi ve ona yakın olmayı da istemektedir. Öyle ki sadece hükümdara yakın olup vezir olmamak ile vezir olup hükümdara yakın olmamak arasında tercih yapması istense ona yakın olmayı seçer. Kulun kendisine verilen nimete, yüce Allah’a yakınlaşmaya, O’nun yanında olmaya ve sürekli olarak yüzüne bakmaya vesile olması bakımından sevinmesidir. Şükrün en yüksek mertebesi budur. Bu haldeki kişi kendisini Allah’ı anmaktan ve O’nun yolundan alıkoyan her nimete üzülür. O, nimeti kendisine zevk verdiği için istememiştir. Bundan dolayı Şibli şöyle demiştir: “Şükür nimeti değil,nimet vereni görmektir” demiştir. Havvas ise şöyle der: “Halk yiyecek ve giyecek için şükreder. Havas ise kalbe gelen varidat için şükreder.” Bu öyle bir mertebedir ki bütün zevki midesi,cinsellik ve duyu organlarının algıları olup kalbin zevkinden habersiz bulunan kişi oraya ulaşamaz. Çünkü kalp sağlıklıyken ancak Allah’ı anmak, O’nu tanımak ve O’nunla buluşmaktan zevk alır. Kalp ancak kötü alışkanlıklara kapılıp hastalandığı zaman başka şeylerden zevk almaya başlar, tıpkı bazı hastaların acı şeyleri tatlı,tatlı şeyleri acı bulması gibi.

Üçüncü esas, sevinmenin gereğiyle amel etmektir. Kalbin ameli iyilik yapmayı ve yaptığı iyiliği bütün halktan gizlemeyi istemektir. Dilin ameli,kendisine delalet eden övgülerle Allah’a şükretmesidir. Uzuvların ameli, Allah’ın vermiş olduğu nimetleri O’na itaatte ve kendisine isyana yardımcı olmaktan korunmada kullanmaktır. Hatta bir Müslüman da gördüğün her kusuru örtmen gözlerinin, duyduğun her kusuru örtmen ise kulaklarının şükrüdür. Bir keresinde Peygamber s.a.v. bir adamın yanından geçerken ona selam verip sorar: “Nasıl sabahladın?” Adam şöyle der: “Seninkiyle birlikte Allah’ın nimetine hamd ediyorum. Sonra Alla Resulü bir kere daha sorar: “Nasılsın?” adam yine aynı cevabı verir. Üçüncü kez sorunca şöyle der: “Allah’ın sana bıraktığı hayır içindedir.” Bu cevap üzerine Resulullah s.a.v. adama bir daha sormaz ve şunu der: “Yüce Allah’a hamd etsin diye ona nasılsın diye soruyordum.” Bir başka hadiste “Nimetleri dile getirmek şükür, dile getirmemek nankörlüktür.” Selef birbirlerinin hatırlarını sorarlar ve bundan kasıtları Allah’a şükrü izhar etmek olurdu. Ebu Abdurrahman’a hatırı sorulduğunda şöyle derdi: “Allah’a hamd ettiğimi sana ve bütün yarattıklarına bildiririm.” Şükretmek taat, şikayet etmek ise dindar birisi için çirkin bir masiyettir. Hükümdarların hükümdarı olan Allah’tan şikayet eden adamın bu davranışı nasıl çirkin olmaz? Nuh a.s. bir şey yediği zaman “Allah’a hamd olsun.” Bir şey içtiği zaman “Allah’a hamd olsun.” Ve bir şey giydiğinde Allah’a hamd olsun.” Dediği için Allah onu “çok şükreden kul” olarak nitelendirdi.

İşte bunlar, hakikatinin tamamını ihata eden şükür manalarının esaslarıydı.

 Kuran’da Şükür

Allah Şükrü imanla zikretmiş,onu müjdelenme vesilesi kılmıştır. Şükredip iman etmeleri durumunda kullarına azap etmeyeceklerini müjdelemiştir: “Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size neden azap etsin? Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir. (Nisa 147)

Allah insanları şükredenler ve nankörlük edenler diye ikiye ayırmıştır. İnsanları sınıflandırma da bir kriter olarak şükrü kullanmıştır: “Şüphesiz biz ona yolu gösterdik. İster Şükredici olsun, İster nankör olsun.” (İnsan 3)

Yaratılış amaçlarımızdan birisininde Şükredenleri ortaya çıkarmak olduğunu belirtmiştir. Süleyman’ın a.s. diliyle şöyle buyurmuştur: “De ki:Bu, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edene gelince,o bilsin ki,Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O, çok kerem sahibidir.” (Neml 40) Yine “Siz hiçbir şey bilmezken Allah, sizi annelerinizin karnından çıkardı;şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Nahl 78)

Allah Şükredenleri fazlasıyla mükafatlandıracağını belirtmiştir: “Hatırlayın ki Rabbiniz size “Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir!” diye bildirmişti.” (İbrahim 7)

Allah şükredenlerin şükrünün ve amellerinin kabul edeceğini belirtmiştir: “Eğer inkar ederseniz şüphesiz Allah, size muhtaç değildir. Bununla beraber O, kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizden bunu kabul eder.” (Zümer 7)

Allah dualarına icabet etme konusunda “O da (kaldırması için) kendisine yalvardığınız belayı dilerse kaldırır.” (Enam 41) Bağışlama konusunda “Dilediğini bağışlar.”(Ali İmran 129) buyuruyor. Rızık konusunda “Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara 212) buyuruyor. Tevbe konusunda “Allah, dilediğinin tevbesini kabul eder.” (Tevbe 15) buyurarak istisnada bulunuyor. Ancak şükrü mutlak olarak zikredip bunda istisna yapmıyor: “Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.” (Ali İmran 145) Başka bir ayette de: “Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.” (Ali İmran 144) buyuruyor. Mesela şöyle bir kayıt koymamıştır “Dilerse şükredenleri mükafatlandıracaktır.” Dolayısıyla diğer kalp amellerine göre şükrün öyle özel bir önemi vardır ki Allah onu şartsız kayıtsız kabul eder.

Allah’ın bildirdiğine göre, İblis’in kullarla ilgili başlıca maksadı, onları şükretmekten alıkoymasıdır. İblis, bazı hedefleri gerçekleştireeğine dair söz vermiştir. İblis şöyle demiştir: “Sonra elbette onların önlerinden, arkalarından,sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.” (Araf 17)

Ancak bunca önemine rağmen Allah kullarının pek azının şükrettiğini bizlere bildirir: “Kullarımdan şükreden azdır” (Sebe 13)

İnsanın büluğa erdikten sonra Kurandan aldığı ilk tavsiye şükretmesidir: “Biz, insana, anne babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü annesi onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) ‘Önce bana, sonra da anne-babana şükret’ diye tavsiyede bulunmuşuzdur.” (Lokman 14)

Allah verdiği nimetleri kendisine şükredelim diye vermektedir. Ve bu nimetlere karşı teşekkürü kendisinden sakınarak amellerimizle en iyi şekilde eda edeceğimizi belirtir. Müslümanlara Bedir de verdiği zafer nimetinden bahsederken şöyle buyurur: “And olsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir’de de size yardım etmişti.  Öyle ise Allah’tan sakının ki O’na şükretmiş olasınız.” (Ali İmran 123)

Yine Allah ne kadar çok şükredersek edelim nimetinin hakkını ödeyemeyeceğimizi şöyle belirtmiştir: “Allah’ın nimetini sayacak olsanız, sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.” (İbrahim 34) “Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkardır. Lakin insanların çoğu şükretmez.” (Bakara 243)

Şükür ile Sabır arasındaki fark

Şükürle kastedilen bizzat şükrün kendisi iken sabırla kastedilen ise bizzat sabrın kendisi değildir. Sen başka bir şeyin gerçekleşmesi için sabredersin. Sırf sabretmek için sabretmezsin. Sabrın gayesi farklıdır. Bu durumda sabır ise vasıtadır. Ancak Şükür insanın bizatihi bir gayesidir; Sabırdan maksat bizzat kendisi değilken Şükür başlı başına bir gayedir.

Nimetlere şükretmek bakımından İnsanlar

Şükür bakımından insanlar üçe ayrılırlar. Birinicisi, Nimetlere şükredenler ve bu sebeple Allah’a övgüde bulunanlar. İkincisi, bu nimetleri gizleyenler. Üçüncüsü, Bu nimetleri hak etmemelerine rağmen bunlara ehil olduğunu söyleyenler. Tıpkı hadiste geçtiği üzere: “Kendisine verilmeyen şeylere sahip olduğunu söyleyen kimse, sahte elbise giymiş kimse gibidir.” (Buhari,Müslim) Numan bin Beşir minberden şöyle seslenmiştir: “Az bir nimete şükretmeyen, çok nimete de şükretmez. İnsanlara teşekkür etmeyen, Yaradan’a şükretmez. Allah’ın nimetlerinden bahsetmek, O’na şükretmek demektir. Onlardan söz etmemek ise nankörlüktür. Cemaat rahmettir, cemaatten ayrılmak ise azaptır.” (Ahmed bin Hanbel) İnsanların şükür özelliği kazanmaları için onları çocukluktan eğitmek gerekir. Çocuğa her daim nimetin nereden geldiğinin öğretilmesi, rızkın kaynağının Allah olduğunun vurgulanması gerekir.  

Şükrün kısımları

Şükür kalple,dille ve organlarla olur.

Kalple Şükür, onun ilmiyle mümkündür. Yani Allah’ın kendisine verdiği nimetleri O’ndan bilmesi kalple şükürdür. Bazı insanlar her türlü nimetin sahibi olan Allah’ı unutup sadece nimete vesile olanlara teşekkür ederler. Asıl kaynağı unuturlar. Bunun için Allah nimetlerini hatırlatıyor: “Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O’ndan başka ilah yoktur. Nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?” (Fatır 3) “Nimet olarak size ulaşan ne varsa Allah’tandır.” (Nahl 53) “İnsan neden yaratıldığına bir baksın”(Tarık 5) “İnsan, yediğine bir baksın” (Abese 24) “Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?” (Vakıa 69-70)

İnsanın lisanı, kalbindekileri ifade eden bir araçtır. Eğer kalp Allah’a şükürle dolu olursa, lisan, o şükür duygusunu Allah’a hamd etmek ve O’nu övmek şeklinde belli eder. Allah Resulü hayatının her anında şükretmeye gayret ederdi. Uykudan uyanınca “Bizi öldürdükten sonra bize tekrar hayat veren Allah’a hamdolsun. Dönüşümüz O’nadır.” (Buhari,Tirmizi) Uyuyacağı zaman, tuvalete girip çıktında,eve girip çıktında,söze başlarken,sözü bitirirken… v.s. Duaların efendisi ise şöyledir: “Bana olan nimetlerinle ve günahlarımla sana sığınıyorum.” (Buhari)

Organlarla şükretmek denilince Salih amel akla gelir. Amelle şükür şükrün en üst derecesidir. Organlarla şükretmenin araçları şu hadiste belirtilmiştir: “Ademoğlunun benim için yaptığı her dua, kendisi için bir sadakadır.” (Müslim) Sadakalar çok çeşitlidir. Bedeni, mali,bir sanat öğretmek,anlatmak,zaman ayırmak.. v.s. Zülkarneyn bir kavme düşmanlarının şerrinden korunmaları için set yapmayı öğretmişti. İnsanın vakit ayırıp birilerine tebliğ yapması veya tecrübe aktarması bir sadakadır. Gülümsemek dahi sadakadır. Müslüman her türden sadaka vermek suretiyle, Rabbine organlarıyla şükretmelidir. En genel biçimiyle şükretme niyetiyle yapılan tüm ameller bu kapsama girer.

Şükretmeye yönelten şeyler

1-Senden daha alt seviyede olanlara bakman, seni şükretmeye yöneltir. Allah Resulü s.a.v. “Sizden daha aşağı seviyelerde olanlara bakın. Sizden daha üst seviyede olanlara bakmayın. Allah’ın nimetlerini hafife almamanız sizler için daha uygundur.” (Buhari, Müslim) Bedeni,Mali her açıdan kendimizden alt seviyedekilere bakmalıyız. Çünkü kendisinden üstündekine imrenerek şükretmeyi bırakan kulu kim koruyacaktır? İnsanların derece derece yaratılmalarının hikmetini de Allah şöyle açıklamıştır: “Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur.”Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan, merhamet edendir.” (Enam 165)

2-Kulun nimetlerden hesaba çekileceğini bilmesidir. Allah şöyle buyuruyor: “Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.” (Tekasür 8) İnsan, kıyamet gününde bu nimetlerden sorumlu tutulacağı bilinciyle hareket etmeli ve her daim şükretmelidir.

Kula Teşekkür etmek ile Allah’a şükretmek arasındaki fark

Allah’a şükretmede boyun eğme ve zillet vardır, kulluk vardır. Kula teşekkür etmede ibadet caiz olmaz.Kula verdiği bir şey karşısında boyun bükmek Müslümana yaraşmaz. Allah’a şükretmek insanlara teşekkür etmekten kulluk ve derece bakımından farklılık arz eder. Ancak unutulmamalıdır ki daha insanlara teşekkür etmeyen birisinin Allah’a şükretmemesi gayet doğaldır.

Nimete şükretmeyi bilmek

Allah Resulü topukları yarılıncaya kadar gece ibadetleri yapardı. Kendisine “Allah, senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı halde neden bu kadar çok ibadet ediyorsun?” diye sorulduğunda şöyle demiştir: “Şükreden bir kul olmayayım mı?”(Buhari,Müslim)

Allah Resulüne hangi malları elde etmeye çalışalım diye sorulunca O s.a.v. dikkati şuraya çekmiştir: “Şükreden bir kalbiniz olsun, zikreden bir diliniz olsun, din ve dünya işlerinde size yardımcı olacak eşleriniz olsun.” (Tirmizi,Ahmed bin Hanbel)

Allah Resulü s.a.v. bir başka hadisinde şöyle buyuruyor: “Allah, kulunun, yemeği yediğinde dolayı kendisine hamd etmesinden, suyu içtiğinde de ondan dolayı kendisine hamd etmesinden hoşnut olur.” (Müslim)

Kulun şükrü kesintiye uğramadıkça Allah’ın verdiği bolca nimetler kesintiye uğramaz. Şükür için ‘nimetlerin bağı’ denilmiştir. Çünkü şükür kaybolmaması için nimetleri bağlamaktadır. Ömer bin Abdulaziz şöyle diyor: “Allah’ın nimetlerini Allah’a şükretmek suretiyle bağlayın ve sağlam bir konuma getirin.” (Beyhaki)

Ebu Reca el-Utaridi anlatıyor: “İmran bin Husayn yanımıza geldi. Üzerinde o güne hiç görmediğimiz muhteşem bir palto vardı. Dedi ki: Allah Resulü şöyle buyuruyor: “Allah bir kula nimet verirse nimetin izlerini kulunun üzerinde görmek ister.” (Tirmizi) Yine başka bir hadiste şöyle buyruluyor: “Yiyin, için, aşırıya gitmeden gizlice tasadduk edin. Çünkü Allah nimetinin emare ve izlerini kulu üzerinde görmek ister.” Allah Resulü s.a.v. bunu zengin olduğu halde kötü elbiseler giyen bir adam hitaben söylemiştir. Ancak Allah’ın nimetlerini izhar etmekte israf ve kibirden uzakta olmalıdır.

Ebul Ahvas babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Üstüm başım dağınık ve bakımsız bir şekilde Allah Resulü’nün yanına gittim. “Malın var mı?” diye sordu.”Her çeşit malım var, deve,erzak,atlar,köle..” dedim. “Allah sana mal vermiş. O halde bu malın izleri üzerinde gözüksün” buyurdu.” (Ahmed bin Hanbel,İbni Hibban,Hakim)

Nimetlerden söz etmek şükür nimetleri zikretmemek ve unutmak nankörlüktür. Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez. Bu sebeple Allah resulü “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmez.” Buyurmuştur.(Ebu Davud,Tirmizi,Ahmed bin Hanbel)

Allah nimetler karşısında şükretmeyeni yermiştir. “Şüphesiz insan Rabbine karşı pek nankördür.” (Adiyat 6) Örneğin günümüzde bazıları var. Aylık veya haftalık yüz bin kazanır da elli bine düşerse “Alışveriş olmadı,işler kesat,hayır kalmadı” vs derler. Satışını yapıyordur ve sadece geliri azalmıştır. Öte yandan öyleleri de vardır ki her geçen gün zarar eder ama şöyle der: “Allah’a hamd olsun! Malımızı kaybettik fakat olsun çocuklarımız var. Çocuklarımızı kaybetsek sıhhatimiz var. Allah’a hamdolsun sağlığımızı kaybetsek sabrımız var.” Onlar bir nimeti kaybetseler diğerlerini hatırlarve onunla sevinirler. İşte müslümanın şükrü de böyle olmalıdır.

Şükretmeye sevk eden vesilelerden biri de şükür konusunda bizleri muvaffak kılması ve bize yardım etmesi için Allah’a dua etmektir. “Allah’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana en güzel şekilde ibadet etmek için bana yardım et!” (Ebu Davud,Nesai)

Şükür Secdesi

Şükür secdesi de bizlere şükrün önemini hatırlatır. Allah resulü kendisine sevindirici bir haber geldiğinde şükrün bir göstergesi olarak secde ederdi.(Ebu Davut,İbn Mace)

Kab bin Malik öldürüldüğünde Allah Resulü ve Müseyleme öldürüldüğünde Hz Ebubekir şükür secdesi yapmıştı.

Hasan el Basri Zalim Haccac öldürüldüğünde şükür secdesi yapmıştı.

Sabreden Fakir ve Şükreden Zengin

Bunlardan hangisinin daha faziletli olduğuna dair uzun tartışmalar yapılmıştır. Özetle şunu belirtelim ki her hasletin ayrı bir fazileti vardır. Zengin hakkında şükür daha faziletliyken, Fakir hakkında sabır daha faziletlidir.

Tags: 

Bir cevap yazın

Comment
Name*
Mail*
Website*