Islah Önderleri

Pratikle yoğrulmuş bir hayat: Hasan el-Benna

Medine islam devleti(Ms.632)     kurulduktan sonra geçen zamanlar içerisinde Müslümanlar hiç bir zaman devletsiz(halifesiz) kalmamışlardır. Zamanla Emevi, Abbassi, Endülüs Emevileri, memlük, Osmanlı gibi halifeliği olan müslüman devletler olmuştur. Bazen zalim,bazen diktatörlüğü aratmayacak şekilde yöneticiler olsa da sonuç olarak müslümanlar halifesiz kalmamıştır. Ancak 1924 te Mustafa Kemalin kurduğu Kemalist rejim ile bir ilk yaşanıyordu. Halifelik kaldırılmış ve ilk defa müslümanlar tam olarak başsız kalıyor , kaçınılmaz bir parçalanmaya doğru gidiyorlardı. Müslümanların bu kaos durumunda Mısır'da  toplanan yerel bir alim  heyeti bile artık halifeliğin tekrardan oluşmasını imkansız görerek ümitsizlik içerisinde dağılıyordu. Var olan bu duruma alim ve aydınların yer yer çözüm arayışları olsa  da net olarak ortaya bir şey koyulamamıştır. İşte  tam da burada hasan el bennanın önemini anlıyoruz.

Hasan el benna bu duruma yıllarca çareler aramış, Müslümanları tekrar toplayacak bir Önder bulmaya çalışmış , farklı yollar denemiş       ama net bir çözüm bulamamıştı.      Kazandığı tecrübeler ve edindiği izlenimler sonucu Müslümanları tekrardan eski ihtişamlı günlerine getirebilecek bir islami hareketin olması gerektiği aklına yerleşmişti. Var olan durumda böyle bir hareket olmadığı için 1928 yılında bizzat kendisi ve beraberinde 6 kişiyle böyle bir hareketi(Müslüman Kardeşler) kurdular. Bu hareket Allah’ın yardımıyla çok kısa zaman içerisinde ümmetin sorunlarına çözüm olmaya başlamıştı. Sadece Allah için İhlasla bir araya gelen bu insanları Allah muvaffak ediyordu. Konuşmaktan çok iş yapmaları herkesi etkiliyordu. Zaten kendilerine önderlik arayan halk çok kısa zamanda hasan el bennanin çağrısına kulak vermiş, onun etrafında kümelenmeye başlamıştı. Hareketin itidal olması da halk arasında yerini bulmasına yardım etmişti. Öyle ki Fethi yekenin değişiyle "Kardeşler artık mısırın kulağını ve gözünü doldurmuştu ."  Başta    Hasan el-benna onu takiben Kardeşlerin büyük gayreti bunda etkili olmuştu.  Öyle ki hasan el-benna  Mısırın  4000 köyünden 3000'ini kendisi gezmiş ve davasını anlatmıştı.1930’lu yılların ortalarına kadar Kardeşler hareketi birçok islam ülkesinde şube açmışlardı. Zaten hasan el-benna şehit olduğu 1949 yılında Kardeşlerin Mısır'daki Şube sayısı da 2000'i bulmuş sayıları ise yarım milyona varmıştı. Günümüzde ise   İslam dünyasında en büyük Sünni hareket olarak kabul etmekte islam coğrafyalarında olan büyük değişimlerde Kardeşlerin etkisini görmek mümkündür.

Şimdi İslam dünyasını fikir ve hareketi ile bu kadar çok etkileyen Hasan el-bennanin fikirlerine kısaca göz atalım.

1-) Hasan el benna çağdaş islami hareketin ilk teorisyenidir. Daha öncede geçtiği gibi Müslümanlar ilk olarak halifesiz kalmışlardı. Bu durumda üstad, islami davetin yeni bir hal aldığını söylemiştir. İslami daveti  Mekke ve Medine diye iki döneme ayırmıştır. İslam’ın hakim olduğu, kanunlarının işlediği döneme Medine dönemi, Müslümanların daha çok tabi olduğu, zulüm gördüğü döneme ise Mekke dönemi demiştir. Toplum olarak bizim Mekke’ye daha yakın olduğumuzu, Peygamber Mekke'de nasıl sadece davet ve tebliğ üzerine yoğunlaşmışsa islami hareket olarak bizim de buna yoğunlaşmamız gerektiğini söylemiştir. Haliyle davet Mekke ve Medine diye ayrılınca islam’ı hakim kılmak için de yeni bir yol belirlenecektir. Böyle bir ayrımın yapılması daveti aşırılıktan korunmasına neden olmuştur. Bu ayrımı yapmayan hareketlerde de görüyoruz ki ya sadece fiili cihad ile islamı hakim çalışanlar olmuş yada zikir, tasavvuf ve kendine yönelme ile islami hakim kılma uğraşına bile gidilmemiştir

 2–)cihad anlayışı:  Hasan el benna  cihad yolumuzdur diyerek buna ne kadar önem verdiğini açıklamıştır. Cihad, el bennaya göre sadece fiili Cihad değil İslam’ı hakim kılmak için gösterilen tüm çabalardır. Fiili cihadı savunduğu yerler de vardır. Hatta bazı durumlarda tek çözümün fiili cihad olduğunu söylemiştir. Bunlar özellikle Siyonizm ve İngilizlere karşı savunduğu görüştür. Hatta bu ikisinin silah ve direnişten başka bir yoldan alamadığını söylemiştir. Ikinci Dünya Savaşı sırasında kurduğu özel silahlı örgütün de iki hedefi vardır bunlar da zaten İngiltere’nin işgali  ve Siyonizm’dir. Ayrıca 1935 yılında kurulan izci grupları da cihad anlayışının tezahürleridir. Öyle ki izci grupları 1948 yılında sayıları 45bin i bulmuş ve yıllarca Filistin’de Siyonizm’e karşı mücadele etmişlerdir. Kendi mısır yönetimine karşı ise böyle bir cihadın doğru olmadığını söylemiş ve “Kardeşler devrimin doğru bir yol olmadığını düşünüyorlar “diyerek buna kapıyı kapatmıştır. Devrimin sadece 3 şartla olabileceğini söylemiş ve bunları da: davetin tamamen engellenmesi, toplumda birliği yani kardeşliğin oluşması ve toplumda inanç birliği olduğunu söylemiştir.  Bunda da hiç bir yolun kalmaması gibi bir şart getirmiştir.

 3-) Hasan el-bennanin topluma bakışı  itidal  bir fikre sahip olup toplumu dışlayan  bir üsluba hiç yanaşmaması. Toplumu dışlamaktansa toplumu kucaklayan bir durum sergilemiştir. Bazıları toplumu cahiliye yada islami diye yorumlarken o ise topluma her zaman şu gözle bakmıştır "ıslaha(davet) muhtaç toplum". Bu durum onun Topluma yönelik eleştirilerini dengelemiş  ve toplumu karşısına almaktan ziyade onları eğitmeye çalışmıştır. Tamamen toplumu ıslah etmeyi düşünmüş bunu da şöyle açıklamıştır: Müslüman fert, Müslüman aile, Müslüman toplum, Müslüman hükümet ve Müslüman hükümetler birliği(halife). Bunun neticesinde topluma gitmek için farklı yollar denemiş  ve köy Köy gezmiştir.  Hatta bu fikri sayesinde davetine Kahvelerden başlamıştır. Hal böyle olunca onun toplumla arası hep barışık kalmıştır.

4-) Hasan el bennanın devlet anlayışı: el bennanın devlet anlayışı bizzat islama dayanır. Kendisi de “Islam dindir,devlettir, ibadettir,maneviyattır….” diyerek devletin bizzat İslamın bi parçası olduğunu söylemiştir. Sonra “islam dindir ve devlettir” cümlesini açıklar ve şöyle der:”bu ifadelerin anlamı, Islamin devlet oluncaya kadar kendisine inananları inanmayanlara tebliğ etmekle, yaymakla ve korumakla sorumlu tuttuğu insanlık prensiplerini ve sosyal hükümleri yerine getiren ilahi kanunlar bütünü olmasıdır[ ..] eğer devlet yükümlülüğü ihmal edilirse bu kanunlar bütünü Islam devleti olamayacaktır. Ve eğer islam toplumu bu ihmalden hoşnut olursa ne kadar kendileri iddia etseler bile islam toplumu olamayacaklardır”. Bu ve bunun gibi bir çok metinde el bennanin devleti bir amaç olarak değil araç gördüğünü söyleyebiliriz. Başka yazılarda ise islam devletinin üç temel prensibini sayarak devletin; adalet, özgürlük ve cihad devleti olduğunu söylemiştir. Ona göre adalet islamda hükümlerin temelidir. Ölçüsü ise sınırları koyan,mazlumu zalimden koruyan katmanlar arası adaleti sağlayan merhamet konunudur. Özgürlüğe gelince devletin yabancı güçler altında olamayacağı ve tamamen bağımsız olacağıdır. cihadın ise islam devletinin siyaseti olduğunu söylemiştir. Daha sonra islam devletinin özellikleri hakkında şunları demiştir:

  • O bir davet devletidir ve devlet daveti koruyandır. Bu tanım  “ideoloji devleti” tanımından daha isabetlidir.  Bu şekilde devletin daveti evrenseldir ve bir ırk veya zümreye bağlı değildir.
  •  O bir dünya devletidir. Devlet davayı yaymalı, ideal islam siyasetini gerçekleştirmelidir. Bu şekilde Allah’ın Müslümanlara yeryüzündeki toplulukların halifeliğini verdiğini söyler.
  • O şeriatın önderliğiyle yönetilen bir devlettir. Ama bu yönetimin teokratik olduğu yada batıda kilisenin devletle olan ilişkisi şeklinde olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Çünkü islamda devlet ıslama hizmet etmek için bir araçtır. Ortaçağ Hıristiyanlığında ise devlet, din adamlarının iktidarını halk katmanlarına yayabilmek için kullanılmıştır. Bu şekilde yönetim asla teokratık  olamaz . Çünkü islamda  hem Ruhban sınıfı diye bir sınıf yoktur hemde yönetim gücünü Allahtan değil doğrudan halktan alır ve halk yönetimin asıl sahibidir.

5-)  son olarak milliyetçilik anlayışı: üstad el bennanin milliyetçilik  anlayışı yer yer eleştirilerle karşılaşmıştır. Kendisi milliyetçiliği menfi ve Müsbet diye ayırmış menfi olanı red ederken Müsbet olanı ise İslamın kabul ettiği milliyetçilik olarak görmüştür. Bu ayrım kendi başına eleştiriye maruz kalmış ve milliyetçiliğin verdiği zararlar hesaba katıldığında tümden reddetmesi  gerektiğini söyleyenler olmuştur. Ayrıca bunun dışında el bennanin Arap  milliyetçilerini yeterince eleştirmemesi ayrıca onlardan yakın dostlarının bulunması da ayrıca problem olmuştur. Kendisi arap milliyetçiliğine ses çıkarmamış ve Arapların birlik olmasını da islama bağlılık şartıyla kabul etmiş hatta Arapların seçkin bir millet olduğunu söylemiştir. Gerçi el bennayı  dönemine göre değerlendirdiğimizde onun bu fikirlerini daha iyi anlayabiliriz. Çünkü Mısır'da milliyetçilik fikri  ile bilinen eski Vatancılar ve vefd partisi onun davet alanına girdiği için keskin eleştiri yapmamış olabilir. Zaten 1940 li yıllara gelince vatan ve vefd’in tabanının çoğu kardeşlere katılmıştır. Ayrıca kendisi de Arapların birliğinin islam birliğine götürecek bir durum olduğunu söylemiş bunun yanlış yansımalarını görünce bir makalesinde milliyetçilikte bir hayır olmadığını da söylemiştir. Ayrıca vatan kavramını ele alırken “bizim vatanımız müslümanların yaşadığı heryerdir ve biz vatanımızın sınırlarını inanç ve imanla çizeriz “ diyerek milliyetçilerden tamamen farklı düşündüğünü de söylemiştir. Ama yine milliyetçilik ve Arap milliyetçiliğine yeterli eleştiriyi yapmaması doğru olarak karşılanmamıştır.

Kısaca üstadın fikirlerini özetlemiş olduk. Özellikle islami düşünce içerisinde ilk sistematik islami hareketi kurması ve bu hareketin nebevi hareketi temel almasının katkısı bi hayli fazla olmuştur. Son yıllarda özellikle dünyada etkisi en fazla olan islami hareket olmuştur. Yüce Allahtan bu hareketin başarıya kavuşmasını dileyerek yazımı bitiriyorum

Selam ve dua ile…

Bir cevap yazın

Comment
Name*
Mail*
Website*