Deneme, Kürt Meselesi

Francesco, navê min çi ye? – Tuncay Yerlikaya

Navê min Francesco ye, nave te çi ye?

Navê min, navê min…

Bir semum fırtınasından arta kalan acılarımın, teneşire yatırılmış kimliğimin trajedisidir nave min. Francesco, seni Romalı köylü, seni hümanist silahlarını kuşanmış çocuk gladyatör. Aslanlara attığın leşimi izliyorum pencerenden. Şimdi bu soruna verebileceğim cevabın kudretini, otuz iki kızıl mevsimin zemheri zamanlarından iktibas ediyorum. Ruhuma üfleme, fikreyleme utangaçlığıma. Çöl sessizliğine gömdüğüm utancıl duygularımı, toprak gibi sürdün yüreğimden yüzüme. Mızrak uçlarına geçirdiğin kalbimden, paslanmış yetim harfler döküldü bak. Bir bukağı gibi boynuma giydirildi Q. Boğazıma düğümlendi X. Beni anadilimden infaz ettin Francesco.

Navê min, kangren bir utanmışlık,

Navê min, Türkçe artistliğimin iflası,

kendimin kendimle kavgasında, Kürtçe acizliğimin içimi kemirişidir navê min.

Ne cennet, ne cehennem Francesco, Dante gibi araftayım. Baetricie'in saçlarını her gece kelebekler vaftiz ederken, dört mevsim keman ağlıyordu Vergilius. "Bir halk kendi dilinden ölmeye başlar ilkin" kimin konçertosuydu sahi. Yaşamak ile ölmek çoğu zaman bir birine karışıyor, çünkü burası Floransa değil Francesco, dilsiz kuşlar ülkesi. Sen Urfalı sevgiline üç bin kilometre uzunluğunda Kürtçe aşk mektupları dizerken, benim üçüncü cümlede lal kesiliyor dedemle ağlaşmalarım. Mesela fısıltısını duyamıyorum Mezopotamya rüzgârlarının, doğduğum şehrin taşlara kazınan şarkılarını anlamıyorum mesela. Francesco, küllenmiş acılarımın Prometheus,

Navê min, yüzünden çarmıha gerilmiş bir Kürt havari,

Navê min, sentetik bir çağın dokularına nakşedilmiş bir münkir,

mısralarının ritmi bozuk, tercüme edilmiş bir şiirdir navê min.

Hastayım ya da hastayız Francesco. Dilimiz ur bağlamış, belki de çoktan ölmeye başlamışız. Saçlarımı her gece faşist cadılar okşarken, suskun bir yanardağ ağzı gibi kül renkli dudaklarıma ölü yusufçuklar düşüyor. Ağzımın içindeki mağmada buharlaşıyor kelimeler, KONUŞAMIYORUM. Francesco, halkımın sesini yakalamıyor beynimin frekansları. Yorgun duyularımda Kürdistan'ın sesi, lakin anlamıyorum. Başakların çiçek fırtınasını, surlara yuvalanmış kırlangıçların kanat kırıklarını anlamıyorum Francesco.

Navê min, muhkem yaralarımın çivi yazısı,

Navê min, müteşabih yalnızlığımın siyak sibakı,

Bir nar çiçeğinin fiziği ile metafiziğinin bozulan mizanıdır navê min.

Suçlu benim Francesco, başkası değil. Ellerime bulaşan kendi kanımdır. Ahh bir tercüme edebilsem Fırat ve Dicle'nin ıslak intizarını. İçime dökülen iki kılcal damarın, iki intihar kırıntısı bozkır yalnızlığının. Şimdi ben kime dökeceğim içimi Francesco. Ya konuşmalıyım, söküp atmalıyım dikilmiş dudaklarımdan tel örgüleri ya da çürümeliyim bir kaya dibinde. Ümmiyim, okuma yazması yok sesimin. Ölmüş iklimlerde taş atan çocukların tedirginliğine ihtiyacım var. Bir İNTİFADAYA ihtiyacım var Francesco. Biat etmeyeceğim kalemin elemine. Toprağa gömülmüş alfabemin harflerini çıkarmalıyım, kendi dilimle kırmalıyım putları.

Navê min, dağ gölüne konan dilsiz bir turna

Navê min, yudum yudum bir inşirah özlemi

Tendürek'te sızım sızım bir yürektir navê min…

Çok konuştum, biliyorum. Sen de vurmasaydın beni en aç ve susuz yerimden. Aç ve susuz bir çığlığın ıstılahını betimlerken esmer yüzüm, geldin kıyısında oturdun. Bu travma, seni de beni de boğar Francesco. Hani İtalyanca bilmeyen bir İtalyan nasıl ölüyorsa çendik çendik, bende öyleyim işte. HEPSİ BU. Şimdi, gençliğinden vurulu bir gerilla histerisiyle manifestomu asıyorum surlara. Bir halk kendi toprağında filizlenir. BİR HALK İLKİN KENDİ DİLİYLE BAŞKALDIRIR.

Aşiyanda var bir yılan

Bu türkü böyleydi, bilirim.

Bir kıyamet sabahına yattı gözlerim.

Dilimde Kürtçe bir ıslık,

Kulp'la Lice arasında bir yerdeyim.

Ellerimde taş kokusu,

Taş biriktiyorum, TAŞ…

bê je Francesco, navê min çi ye?

Yöneliş Haber

Bir cevap yazın

Comment
Name*
Mail*
Website*