Muhtelif

Rica ederim, bıradır.

Hey bıradır. Senden bir ricam olacak. Yasalara bağlılığın kellenden belli. Ama şimdi yasadışı olmani istiyorum senden. Korkma. Sadece.. Piyasalar. Anlamıyorum piyasalardan. Bugün yasadışı olan şeyin yarın kanun kitabına yazılması onun yanlışlığını ortadan nasıl kaldırır. Kanun kitabi nedir ve babanneler neden “bin” e milyar, “milyon” a trilyon der. Yanına bikaç 0 eklesem sen de değersizleşir misin. Ve doların değerini belirleyen nedir. Karnını doyurmak için ekmek çalan hırsızdır ama faize para yatıranlara hırsız deme hakkım yoktur. Çünkü kanun kitabı. Benim geldiğim kentte çocuklar çamurla oynamazlar. Çimlere basmak yasaktır çünkü. Amaç bize hammademizi mi unutturmaktır, çim yasağında. Evet çimlere basmak yasaktir ve uçurtma ucurmazlar çocuklar...

Muhtelif

Bilge Kral’dan bir Hatıra!

Bosna Savaşı esnasında, Osmanlı yadigârı Mostar Köprüsü’nün bulunduğu Mostar şehrinde Hırvat komutanla görüşen Aliya İzzetbegoviç’e, komutan, tehdit havasında dağın tepesine dikilen devasa büyüklükteki haç’ı göstererek

''Bak, biz haçı nasıl diktik. Şimdi sizin hilâlden daha yukarıda bir haçımız var. Bunu kaldırmaya gücünüz yeter mi?” diye manalı bir soru sorar. Aliya İzzetbegoviç de, bu söz karşısında meseleyi gülümseyerek geçiştirir, ''Hele bir gün geceye dönsün'' der.

Akşam karanlığı basınca da onu dışarıya davet edip şahadet parmağını göğe kaldırarak tüyleri diken diken eden şu sözleri söyler:
''Sayın komutan, şimdi sen de bir semaya bakıver! Şu hilâli ve yıldızı görüyor musunuz? Senin onları yok etmeye gücün yeter mi? Ne kadar yük...

Muhtelif

Yaşasın 1 Mayıs!

Bir köşesinden diğer köşesine aktarmalı gidiyoruz hayatın. Özgürlüğü makara ettik dilimize. Ve hümanistiz de gereği kadar. İki molotof, biraz kan ve bolca gaz. Yaşasın 1 mayıs! Bir belediye çalışanına rastlıyoruz. Yaralarını sloganlar kapatamıyor. Biber gazı pek de karın doyurmuyor. Geldi, gidiyor. Gidecek de.
Bir köşesinden diğer köşesine aktarmalı gidiyoruz hayatın. Bir taşeron işçiye rastlıyoruz. Hiçbir molotof geri getirmiyor yitip giden parmağını. Klavyesi ile işçilere esenlik dileyecek kadar 'şanslı' değil. Kıyafet beğenmeyecek kadar da. Bir köşesinden diğer köşesine aktarmalı gidiyoruz hayatın. Metroda peçete satan bir çocuğa rastlıyoruz. Hayalleri kentin insanı kadar 'afilli' değil. Sattığı bir peçete merhem oluyor yarasına. En çok Allah'ı seviyor...